Yazı

Hepimiz oradaydık!

Haydar Ergülen

Adania Shibli’nin romanı ‘Küçük Bir Ayrıntı’ için inci gibi, mücevher gibi demek isterdim klişe pahasına da olsa, fakat okuduğunuzda sizi de hemen içine alacağı gibi, bir dehşet durumunu gündeliğin bir parçası olarak metne yerleştiren yapısıyla, ancak ve sadece ‘taş gibi’ diyebilirim.

Ayrıntı ilginç bir sözcük. İroni gibi. Önemsiz anlamına gelsin isteniyor, öyle de kullanılıyor ama dil onu önemsiyor, büyütüyor, ‘esas’tan daha esaslı kılıyor. Dilin intikamı diyebilir miyiz buna? Hele bir de ‘küçük’se ayrıntı, küçümseniyorsa, o vakit daha da büyüyor ve mesele neyse onun ‘öz’ü haline geliyor. Dilden de saklanan, gizlenen ‘öz’ü.

Adania Shibli’nin okuduğum ilk romanı Küçük Bir Ayrıntı, Arapçadan Türkçeye yetkin çevirileriyle şiirler, romanlar kazandıran değerli çevirmen ve hoca Mehmet Hakkı Suçin’den yeni bir armağan. İnci gibi, mücevher gibi demek isterdim klişe pahasına da olsa, fakat okuduğunuzda sizi de hemen içine alacağı gibi, bir dehşet durumunu gündeliğin bir parçası olarak metne yerleştiren yapısıyla, ancak ve sadece ‘taş gibi’ diyebilirim roman için.

Taş gibi, yumru gibi, boğazda düğüm gibi ve hepsi, eskiden yeniye bitmeyen kavimler göçü gibi kavimler kırımı, katliamı, sonunda insanlık tarihinin en büyük ve acılı parçasını oluşturan destanlara dökülüyor ve mülkiyetin, topraktan kadına, evden sisteme, Ece Ayhan’ın deyimiyle ‘esas duruş’un ta kendisi olmasıyla herkes, her yer, her an kana bulanıyor.

Tüm ideolojilerin, kimliklerin, dinlerin, kutsal, ilahi ve gökten geliyormuş gibi inanılan pek çok, belki de her şeyin ister çıkışı diyelim ister düğümü mülkle ilgili. Belki dünya da onun üstüne kurulmuştur, mülkiyet olmasa dünya da olmaz, mülkiyet kalksın yeter ki dünyanın yokluğuna da razıyım!

“Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır” denilmiştir manzumede ve insanlar da razı gelmiştir. Devletler de insanlara rağmen ve onların üstüne kurulan, inşa edilen yapılar değil midir? Varlıkları da insanı/insanlığı sürekli tüketmeye bağlıdır. Şanlı kuruluş öykülerinin gerçekte en az o kadar da kanlı öyküler olduğunu hiç kuşkusuz en çok da edebiyatın tanıklığına borçluyuz.

Shibli’nin ‘Küçük Bir Ayrıntı’sı da edebiyatın tanıklık biçiminin çeşitliliği, farklılığı, sürekliliği ve güçlülüğüne, küçük ama iyi bir örnek. Edebiyatın adalet duygusu hiç kaybolmuyor elbette ama çoğu kez insan ömrünü aşan bir zamana yayılıyor. Ve galiba zamanında da olsa geç de kalsa ‘adalet’ denilen duygunun hayatta hiç olmadığını kanıtlıyor. Belki de edebiyatın tanıklığı, edebiyatın adaleti manifestosunun ilk maddesidir ve edebiyatta zamanaşımı olmadığının da göstergesidir.

12 yılda yazılmış, o kısacık ama çok uzun roman ‘Küçük Bir Ayrıntı’, edebiyatta zamanaşımı olmadığının da göstergesi işte. 9 Ağustos 1949’da başlıyor. Filistinliler 700.000 kişinin sürülmesine neden olan Nakba felaketi ya da ‘Büyük Felaket’in yasını tutarken ve İsrailliler bağımsızlık savaşlarını kutlarken… Askerler bir grup Bedeviyi Negev Çölü’nde öldürür ve aralarındaki küçük kızı alıp tutsak ederler, komutanından erine hepsi tecavüz eder, sonra da öldürürler. Tarih uzak gibi görünse de bu olaylar çok yakın değil mi, daha dün, şimdi, olasılıkla yarın da…

Yıllar sonra Ramallah’ta bir kadın, o doğmadan 25 yıl önce meydana gelen ve ‘küçük suç’ olarak adlandırılan bu iğrenç olayı araştırmaya başlar. Roman iki anlatıcılı iki bölümden oluşur.

İlk bölümde her şey alabildiğine sıradanlaştırılmış bir yapı biçiminde kurgulanır. Her şey ‘küçük birer ayrıntı’dır ama çölde abartıyla yaşanır, anlatılır, aktarılır. Küçük bir böcek ısırığı, nerdeyse ölümcül bir yaranın başlangıcı gibidir. Bunun etrafında gelişen düşünceler ve bağlantılı nesneler, sanki güncel sanat için hazırlanmış bir performans edası içinde sunulur.

Oysa küçük Bedevi kızın alayın ortasında sanki dövülürcesine hortumlarla yıkanması, giysilerinin çıkartılması, ‘vakayı adiye’den sayılacak, önemsiz ve tam da romanın adının imlediği gibi ‘Küçük Bir Ayrıntı’dır. Sonrasında emir komuta zinciri içinde hiyerarşik tecavüz olayı da öyle, mezarının önce kazılıp küçük kızın vurulması da öyle.

Benzer olaylara coğrafya ve tarih olarak hiç uzak olmayan bir toplumda yaşıyor olmamıza karşın, bunlar elbette kanıksanamayacak, ayrıntı deyip geçiştirilemeyecek şeyler olduğu için, tanıklığın gerekliliğini güçlü bir biçimde hissettiren romanın yakıcı dilini, adeta olay şimdi ve burada gerçekleşiyormuşçasına Türkçe olarak da dipdiri söyleyen Mehmet Hakkı Suçin’e edebiyatın tanıklığı için de teşekkürler…

Hepimiz oradaydık

KÜÇÜK BİR AYRINTI
Adania Shibli
Çeviren: Mehmet Hakkı Suçin
Can Yayınları, 2021
104 sayfa, 19.50 TL.

Kaynak: Hürriyet Kitap Sanat, 22 Ekim 2021 Cuma

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s