Marcia Lynx Qualey

Uluslararası Arap Romanı Ödülü’nün (IPAF) kısa listesinin açıklandığı sırada ArabLit ve 7iber, beş jüri üyesinden dördüyle söyleşiler yapmıştı. Eksik kalan jüri üyesi Mehmet Hakkı Suçin’di. Sağlık sorunları nedeniyle Amman’daki etkinliklere katılamamıştı. Kendisi daha sonra sorularımızı e-posta yoluyla yanıtladı.
Kitapları okurken özellikle gözettiğiniz birtakım ölçütler var mıydı? Başlangıçtaki 156 (!) romanı elerken, bir kitabın ilk elemeyi geçebileceğini size ne düşündürüyordu?
Sürecin başında, kitapları değerlendirirken hangi ölçütlere dayanacağımızı jüri olarak tartıştık. Kendi kendime, “Bir kitabı diğerine tercih etmemizi sağlayacak ölçütler tanımlamak gerçekten mümkün mü?” diye sordum. Hatta değerlendirme sürecinde kullanmak üzere bazı tanımlar da belirlemiştim.
Ancak jüri üyesi arkadaşlarımla yaptığımız görüşmelerden sonra, edebî bir eseri bu tür tanımlara dayanarak değerlendirmenin eseri olduğundan fazla yüceltmeye ya da fazlasıyla basitleştirmeye yol açabileceğini fark ettim. Genel olarak bir roman hakkında fikir edinmek için yaklaşık 50 ya da 100 sayfa okumanın yeterli olduğuna inanıyorum. Bir romanın bu kadarını okuduğumda kendime şu soruları sordum: Beni içine çekti mi? Okumaya devam etme isteği uyandırdı mı? İlk 16 roman arasına girmeyi hak ediyor mu?
Bir okur olarak romanın merakımı uyandırmasını, yapısıyla beni kuşatmasını ve içinde olayların bir olay örgüsüne dönüştüğünü görmeyi istedim. Romanın kuruluşuyla ilgili zihnimde sorular uyandırması gerekiyordu. Eğer bir okur olarak kitabın daha ilk sayfalarından itibaren zihnimde bu tür sorular oluşmuyorsa, kitap ilgimi kaybetme tehlikesiyle karşı karşıyaydı. Bu da eserin başarısız olduğuna işaret eden belirtilerden biriydi.
Romanları eleyip bazılarını çalışma odamda özel bir köşeye ayırdığımı hatırlıyorum.
İlginçtir, kısa listeye giren kitaplardan üçü, okuduğum ilk otuz roman içinde karşıma çıkmıştı. Romanları eleyip bazılarını çalışma odamda özel bir köşeye ayırdığımı hatırlıyorum. Zamanla o köşeye başka birçok roman da ekledim.
Jüri üyesi arkadaşlarımla yaptığımız görüşmeler doğrultusunda romanları üç gruba ayırdık. Okuma zevkime göre ayırt edici özellikler taşıyan ve uzun listeye girebileceğini düşündüğüm romanlara “kabul edilen romanlar” adını verdim. Bu “kabul edilen” romanları da A, B ve C olmak üzere üç gruba ayırdım. Alt grupları artı ya da eksi işaretleriyle belirttim. Örneğin B grubundaki eserlerden biri grubun diğer romanlarına göre daha seçkinse onu B+ alt grubuna yerleştiriyordum.
Bu yöntem, kendi uzun listemi hazırlarken bana büyük kolaylık sağladı. Kısa listeye aldığım eserleri ilk eleme sürecinde zaten okumuş olduğum için romanların genel düzeyi hakkında da bir fikrim vardı. Böylece okuduğum bütün romanlar arasında hangilerinin güçlü, hangilerinin orta düzeyde, hangilerinin daha zayıf olduğuna dair zihnimde bir tablo oluştu.
Bazı kitaplarda ortak biçimde karşılaştığınız kusurlar var mıydı? Genç Arap romancılara hitap etme imkânınız olsa onlara ne tavsiye ederdiniz?
Doğrusunu söylemek gerekirse, kendimde başkalarına tavsiye verecek bir “otorite” görmüyorum. Jüri üyesi arkadaşlarımın bu konuda benden daha deneyimli olduklarına inanıyorum. Bununla birlikte, bir “eleştirel okur” olarak okuduğum romanlardan bazı sonuçlar çıkarmam mümkün.
İlk okumada zayıf bulduğum romanlara dönüp baktığımda şunları görüyorum: Bazı romanlar gençlik edebiyatı düzeyinde kalıyor. Bazıları, anlatı sanatının gerektirdiği hayal gücü süzgecinden geçirmeden olguları olduğu gibi aktarıyor. Bazıları güdümlü roman kategorisine giriyor. Bazıları birer “taslak” ya da ilk kitap izlenimi veriyor. Bazıları ise önemli konulara değinmelerine rağmen yapısal bakımdan zayıf kalıyor. Şu anda aklıma gelenler bunlar.
Genç romancılara tavsiyeye gelince… Her şeyden önce romancıların örnek modelleri ya da önceden hazırlanmış kalıpları geride bırakmaya çalışmaları gerekir.
Genç romancılara tavsiyeye gelince, her şeyden önce romanın yaratıcı bir sürecin ürünü olduğunu söylemek isterim. Yaratıcılık, eski alışkanlıklardan kurtulmak, henüz var olmayan bir şeyi ortaya koymak ya da daha önce ele alınmış bir konuyu yeni bir biçimde işlemektir. Romancıların her şeyden önce örnek modelleri ya da önceden hazırlanmış kalıpları geride bırakmaya çalışmaları gerekir. Yaratıcılığı beslediği düşünülen alışkanlıkların dayattığı sınırların dışına çıkmaları gerekir.
Öte yandan roman, bilgi aktarılan bir mecra değildir. Aynı şekilde romancının kendi düşüncelerini ve anılarını olgunlaştırmadan eserin içine boca edeceği bir alan da değildir. Genç romancılar konularını son derece dikkatli seçmelidir. Genç yazarın karşı karşıya bulunduğu en büyük sorunlardan biri kalemine hâkim olamamak; kendisini bilinç akışına ya da yaratıcılığın cinlerinin ardındaki kaosa bırakmaktır. Her şeyi bir anda açıklamak için acele etmemelidir.
Her şeyi açıklamaya çalışmak, aslında hiçbir şey söylememek demektir. Bir konunun varlığı, bir düşünceye inanmayı gerektirir. O düşünceye duyulan inanç yürekten gelmiyorsa, onun hakkında sıcaklık ve samimiyetle yazmak mümkün değildir. Yazar ele aldığı konuya inanmıyorsa, hikâyesindeki kişilikler de dinamik karakterlere dönüşemez. Genç yazarlara sıkça verilen şu tavsiyeyi hatırlatmak isterim: Karakterlerinizi anlatmayın, onları gösterin. Kalıplardan uzak durun. Önceden hazırlanmış edebî reçetelerden kaçının. Doğallıktan uzaklaşmayın. Okuru roman dünyasına girmeye ikna etmek istiyorlarsa bütün bunları daima akıllarında tutmaları gerekir.
İlk 16’ya, ardından da 6 romana inerken jüri belirli ölçütler üzerinde —dil, biçim, karakter gelişimi, anlatı çizgisi gibi— uzlaştı mı? Listeyi belirlemek için nasıl bir süreç izlediniz?
Değerlendirmenin bu aşaması, mümkün olabildiği ölçüde demokratik, adil ve şeffaftı.
Daha önce de söylediğim gibi, sürecin başında ölçüt meselesini ayrıntılı biçimde tartıştık. Ancak sonunda her jüri üyesi kendi ölçütler bütününü oluşturdu. Adayları belirlemek çok zor değildi; çünkü daha zayıf romanlar da vardı. Okumaları tamamlayıp listelerimizi karşılaştırdığımızda, jüri üyelerinin seçtikleri romanların büyük ölçüde örtüştüğünü gördük.
“Zevkler ve renkler tartışılmaz” denir; ama beş kişinin çok geniş bir roman yelpazesi içinde belirli eserler üzerinde uzlaşması söz konusu olduğunda bir başarıdan söz etmenin mümkün olduğunu düşünüyorum. Elbette üzerinde hepimizin bütünüyle anlaşamadığı romanlar da vardı. Bu romanları şeffaf biçimde tartıştık. Görüşlerimizi açıkça ifade ettik ve değerlendirmeler sonucunda ortak bir karara vardık. Değerlendirmenin bu aşaması, mümkün olabildiği ölçüde demokratik, adil ve şeffaftı.
Bir kitabı seçerken jüri üyelerinin aşmayacağı “kırmızı çizgiler” var mıydı?
Yazarın ününü, cinsiyetini ya da kitabın yayınevini dikkate alamam. IPAF romanlarını değerlendirirken bunlar benim için kırmızı çizgidir. Bunun dışında her jüri üyesi kendi kırmızı çizgilerini belirlemekte özgürdür.
Kısa listeye kalan romanların her biri hakkında, kişisel olarak onda özellikle neyi dikkate değer bulduğunuzu gösteren birkaç söz söyleyebilir misiniz?
Bu Şehrin Mutfaklarında Bıçak Yok: Arap gerçekliğinin, özellikle de Suriye gerçeğinin anlatılmamış hikâyesi.
Mavi Fil: Arap romanında yeni bir gelişmenin imkânları.
Bağdat’ta Frankenstein: “Adı neydi”nin laneti, öldürülenlerin intikamını almak için suçlu ya da masum ayrımı yapmaksızın peşlerine düşer.
Beni İzleyen Nadir Bir Mavi Kuş: Zeyne’nin hapishanedeki metaforik serüvenleri ile kocası Aziz’i hapishanede gerçekten arayışı.
Taşari: Elektronik bir mezarlıkta bir araya gelen Iraklı bir ailenin kadınları.
Abdi’nin Seyahatnamesi: Bilgiye/hakikate ulaşma serüveni.
Başvuran kadın yazarların kitaplarında, onları özellikle “kadın yazını” olarak öne çıkaran ortak özellikler var mıydı? Kadınların yazdıklarıyla erkeklerin yazdıkları arasında farklı eğilimler gözlemlediniz mi?
Yazarlar arasında ortak birtakım belirgin temalar varsa bunlar akademik bir makalenin konusu olabilir; ancak bu eğilimlerin iyi bir roman seçmenin ölçütü olabileceğini düşünmüyorum. Eğilimler yalnızca yazarlarda değil, kitaplarda da bulunabilir. Ben kadın yazarların güçlü bir savunucusuyum… Ama İn’am Keçeci’nin romanı bir kadın tarafından yazıldığı için kısa listede değil. Jüri üyeleri romanını başarılı bulduğu için kısa listede.
IPAF jürisinde yer alırken sizi şaşırtan bir şey oldu mu? Başvurular ya da değerlendirme süreci bakımından?
Diğer ödülleri bilmiyorum ama IPAF jürisinin seçilme sürecinin dürüstlüğüne inanıyorum.
Arap edebiyatını takip eden bir akademisyen olarak Uluslararası Arap Romanı Ödülü’nü de izliyordum. Listeye giren yazarları tanımaya çalışıyordum. Fakat bir gün IPAF ödülünü verecek jürinin üyesi olacağımı hiç düşünmemiştim. Nitekim ödülün yönetiminde bulunan kişilerden hiçbirini de tanımıyorum. Jüriye seçilmem benim için sürpriz oldu.
Diğer ödülleri bilmiyorum ama IPAF jürisinin seçilme sürecinin dürüstlüğüne inanıyorum. Değerlendirme dönemi boyunca kendimi bütünüyle bağımsız ve özgür hissettim. Bu tutumlarından ve ilkeli duruşlarından dolayı ödül yönetimine teşekkür ediyorum. Ödülün bu adil geleneğinin sürdürülmesi gerektiğine inanıyorum.
Kaynak: ArabLit and ArabLit Quarterly, 5 Mart 2014.