Söyleşi: Sevsen el-Ebtah (Beyrut)
Türkler el-Mutenebbi’yi ilk kez kendi dillerinde, bugün klasik ve çağdaş Arap edebiyatının Türkçeye en önde gelen çevirmenlerinden biri sayılan yazar ve çevirmen Dr. Mehmet Hakkı Suçin sayesinde okuyor. Ankara’daki Gazi Üniversitesi’nde öğretim üyesi olan Suçin, kendini tümüyle çevirilerine ve yazılarına vermeden önce yıllarca buradaki Arap edebiyatı bölümünün başkanlığını yaptı. Olağanüstü çalışmaları sayesinde ülkesinde Arap edebiyatına ilgiyi yeniden canlandırmayı başardı; Yahya Hakkı, Gassan Kenefani, Mahmud Derviş başta olmak üzere pek çok yazarı, eski edebiyattan ise Yedi Askı Şiirleri’ni, Ebu Nuvas’ı ve son olarak el-Mutenebbi’yi çevirdi. Türkiye’de Arapça öğretim programlarını hazırlayan komisyonun başındaydı ve bu süreçle yakından ilgilendi. İşte kendisiyle yaptığımız söyleşi.
Birkaç gün önce el-Mutenebbi’nin divanından yaptığınız seçki İnsanın Şarkısı adıyla yayımlandı; Türkler el-Mutenebbi’yi ilk kez kendi dillerinde okuyor. Bu proje nasıl başladı?
Ankara’da, üniversitede el-Mutenebbi’yi hayatı ve peygamberlik iddiası, paraya kavuşmak için saraydan saraya dolaşması gibi bazı kalıp yargılar üzerinden okuyor, şiirine pek girmiyorduk. Belki Arap üniversitelerinde de durum çok farklı değildir. Yedi Askı Şiirleri’ni çevirdikten sonra tanınmış bazı Türk şairler eski Arap şiirini çevirmeyi sürdürmemi istiyorlardı. Bunun üzerine aralarında el-Mutenebbi, el-Maarri ve Ebu Nuvas’ın bulunduğu eski Arap şairlerinden çeviriler yapıp köklü Türk dergisi Varlık’ta yayımlamaya başladım. El-Mutenebbi’den hatırı sayılır sayıda şiir çevirmiştim; ama Abu Dabi Arap Dili Merkezi Başkanı Dr. Ali bin Temim’le karşılaşmam projeye güçlü bir ivme kazandırdı: Çeviriyi tamamlamaya büyük ilgi gösterdi ve beni hararetle yüreklendirdi. Dr. Ali, el-Mutenebbi şiirinin uzmanlarından ve âşıklarından biri olarak Türkçe çeviriye harika bir sunuş da yazdı. O olmasaydı proje belki yıllarca gecikirdi.
El-Mutenebbi Türkiye’de bilinen bir isim mi?
“Divan” şairlerinin —Osmanlı şiiri şairlerine verilen ad— çoğu el-Mutenebbi’yi biliyordu; çünkü o dönemde Türk şiir seçkinleri üç dili, Türkçe, Farsça ve Arapçayı iyi bilirdi; aralarında üç dilde divan bırakanlar da vardı. Üstelik Osmanlı Türkçesi bu üç dilin bir karışımıydı; bu yüzden Arap şiirini çevirmeye ihtiyaç yoktu. El-Mutenebbi’nin Nef’i ve Baki gibi Osmanlı şairleri üzerinde etkisi oldu. Alman meslektaşım Stefan Weidner’le birlikte, el-Mutenebbi’nin Arap dünyası dışındaki şiire etkisini konuşmak üzere Kral Abdülaziz Dünya Kültür Merkezi’ne (İthra) davet edilmiştik. Nef’i’nin şiirlerinden Arapçaya yaptığım çevirilerden örnekler okurken bazı dinleyicilerin “Evet, bu el-Mutenebbi’nin sesi” diye fısıldadığını duydum.
İlk tepkiler nasıl oldu?
Çeviri yaklaşık bir hafta önce çıktı; “Türk el-Mutenebbi”sine ilginin ne kadar olacağını ölçmek için zamana ihtiyacımız var, ama ilk tepkiler çok iyi. Bazı Türk yazarlardan tebrik telefonları aldım; Türk üniversitelerinden, okuma gruplarından ve edebiyat derneklerinden el-Mutenebbi’yi ve çeviriyi anlatmam ve onu el-Mutenebbi adına imzalamam için davetler geldi. Bu buluşmaları ayarlıyoruz; önümüzdeki günlerde Türk edebiyat dergilerinde el-Mutenebbi hakkında yazılar okuyacağımızı tahmin ediyorum.
Ebu’t-Tayyib’in söz dizimi zordur. Bu çevirinin şiirsel olmasını isterken çalışmanız sırasında ne gibi güçlüklerle karşılaştınız?
Arap şiiri çevirilerimde iki kaygı taşıyorum: İçeriği ritim uğruna feda etmemek ve şiirsel ritmi yeniden yaratmak. Eski Arap şiirini çevirirken şiir metnini Türkçede iç ritim ve akıcı kafiyelerle, şiirin yapısını yıkacak bir yapaylığa düşmeden yeniden yaratıyorum. Benim yolum, Türkçede klasik bir tadı olan modern bir dil yaratmak; Shakespeare’in, Dante’nin ve diğer büyük şairlerin çevirilerinden beklediğimiz de budur. Ben okura yalnızca bir Arap şairi değil, büyük bir dünya şairi sunmak istedim; el-Mutenebbi Türkiye’de bu şekilde karşılanırsa kendimi başarılı sayacağım.
Çevirdiğiniz Arap edebiyatını kimler okuyor? Geniş bir okur kitlesi mi?
Şahsen azımsanmayacak bir okur kitlem oluştu; beni izliyor ve yayımladığım hemen her şeyi okuyorlar. Pek çok okuma grubu bu çevirilerden birçok eseri seçip Türkiye’nin her yerinde, özellikle büyük şehirlerde tartıştı. Eleştirmenler ve edebiyatçılar çevrilen eserler hakkında dergilerde yazdılar; bu da onların daha çok dolaşıma girmesini sağladı. Bazı eserler Arap edebiyatının daha önce hiç almadığı edebiyat ödülleriyle onurlandırıldı. Bu aşamada hem okurun hem yayıncının dikkatini çekip Arap edebiyatına yöneltmeyi başardık.
Çok sayıda Filistinli yazarı çevirdiniz. Gazze’ye yönelik son savaş nedeniyle onlara talep arttı mı?
Filistin edebiyatından Filistinliliği yüzünden değil, dünya ölçeğinde iyi bir edebiyat olduğu için çeviri yaptım. Mahmud Derviş Türkçeye çevrilmişti, ama Lütfullah Göktaş’ın çevirisi dışında çok kötü çevirilerdi. Onu tanıyan Ahmed eş-Şehavi gibi Arap şairlerin tanıklığına göre Mahmud Derviş bu öldürücü çeviriler karşısında üzgündü. Kötü olan her şeyi yeniden çevirdim, sonra yeni eserler çevirdim. Güneşteki Adamlar’ı da doğrudan Arapçadan yeniden çevirdim; çünkü İngilizceden çevrilmişti ve kapağa yazarın adını “Hasan Kenefani” diye yazmışlardı. Adania Shibli ile Necvan Derviş’i ise ilk kez Türkçeye çevirdim. Filistin edebiyatına talebin artışıyla ilgili elimde bir istatistik yok; ama Türk halkı Filistin’e ve onun haklı davasına duyduğu yakınlıkla bilinir.
Özensiz çeviriler
Türkiye ile Arap dünyası arasında çeviri alanındaki işbirliği kanalları neler? Yoksa iş yayınevlerinin tercihlerine mi kalmış?
Türkiye Kültür Bakanlığı 2005’ten beri Türk edebiyatının dünyaya açılmasını amaçlayan TEDA projesini yürütüyor. Bu çerçevede Arapçaya çeviriler de desteklendi. Proje 2021’e kadar Türkçeden dünya dillerine toplam 2.590 eseri destekledi; başta Bulgarca ve Arnavutça, ardından Arapça, Farsça, Yunanca ve Rusça geliyor. Türk edebiyatı Türkiye’nin komşu coğrafyalarına büyük ölçüde çevrilmiş durumda; ama seçimlere ve çeviri niteliğine yakından bakarsak, Arapça çevirilerin çoğunda, redaksiyon ve gözden geçirmeden geçmedikleri için ifadede özensizlik ve kelimesi kelimesine aktarım, imla ve dilbilgisi hataları görüyoruz. Çoğu iyi düzeyde değil. Türk edebiyatı üzerine —şiir, öykü, roman, tiyatro ve diğer türler— Arapçaya çeviri yapmak isteyenlere rehber olacak derinlemesine Arapça yazılar yazma projem var. el-Mecelle dergisinde “Divan’dan İnternet Çağına Türk Şiirinin Yönelimleri” başlıklı bir yazı yayımladım ve benzer yazılar yazmayı sürdürüyorum.
Türk tasavvuf edebiyatından Yunus Emre ve Ahmed Yesevi gibi şairleri Arapçaya çevirdiniz. Ülkenizin edebiyatını bildiğiniz hâlde neden Türk edebiyatından Arapçaya çeviri alanına girmiyorsunuz?
Benim çeviri yönüm çoğunlukla Arapçadan Türkçeye; ama çağdaş Türk şiirinin bütün renklerini kapsayan bir seçki oluşturmak için yetmişten fazla şairi çevirdim. Seçki neredeyse hazır ve yayımlamak isteyecek bir Arap yayınevini bekliyor. Şiirlerin seçimi çevirmenden ek bir emek istiyor; ama şanslıyım, çünkü eşim Türk bir şair ve Türk edebiyatı eleştirmeni; en iyilerini birlikte seçebiliyoruz.
Hakkı ve başlangıçlar
Adonis’i çevirirken onunla sizi bağlayan özel bir deneyim oldu mu?
Adonis’in benim oluşumumda özel bir yeri var. Metnini erkenden, Ankara Üniversitesi’nde okurken üniversitemizin kütüphanesine gelen Fikr ve Fenn dergisi aracılığıyla tanıdım. Onu okumak ve anlamak için erken denemelerim var; ama kader bizi şair Ahmed eş-Şehavi aracılığıyla tanıştırdı. Ardından telefonda çok konuştuk, sonra İstanbul’da, Ankara’da ve İzmir’de buluştuk; aramızdaki ilişki hâlâ çok sıcak; onunla konuşurken bir dostla konuşuyormuşum gibi hissediyorum. Ondan ve eserlerinden beni düşünmeye ve tefekküre çağıran pek çok şey öğrendim. Bugüne kadar Adonis’ten dört kitap çevirdim; son şiir kitabı Adoniada önümüzdeki aylarda Türkçe yayımlanacak. Çeviriyi bitirdikten sonra bir sorunla karşılaşırsam sorularımı ona soruyorum; usanmadan, yorulmadan cevaplıyor.
Başlangıçlara dair bir soru: Öykücülüğünü yüksek lisans tezinizin konusu olarak seçtiğiniz Yahya Hakkı’da dikkatinizi ne çekti?
Yahya Hakkı, “Yeni Okul” aracılığıyla ve romantizmden gerçekçiliğe geçişle Arap kısa öyküsü için bir dönüm noktasıdır; Doğu-Batı çatışması teması da Arap öyküsünde onunla daha olgun bir boyut kazandı. Belki adlarımız arasındaki benzerlik de bu seçimde rol oynadı. Eserlerini okuduktan sonra Türk kökenli olduğunu ve Mısır Büyükelçiliği’nde diplomat olarak Ankara’da birkaç yıl geçirdiğini öğrendim; burada Atatürk’le ve başta Umm Haşim’in Lambası’nın yazarının Sadelik İlahisi kitabında harika biçimde betimlediği Abdülhak Hâmid olmak üzere edebiyat seçkinlerinden bazılarıyla tanıştı. Başka bir bağlamda Atatürk hakkında yazacağını da söyler; ama bildiğim kadarıyla yazmadı.
Lisans tezinizi Cibran’ın İsyankâr Ruhlar’ı üzerine yazdınız. Cibran Türkiye’de çok okunuyor mu?
Cibran’ın İngilizce eserlerinden bazıları kırklı yıllarda Türkçeye çevrildi; bu yüzden tanınıyor. Ama Arapça yazdığı eserleri görece geç çevrildi. Çeviri pratiğini Cibran’ın metinleri üzerinden kazandığımı söylersem abartmış olmam. İsyankâr Ruhlar, Gözyaşı ve Tebessüm ve Fırtınalar, lisans öğrencisiyken yaptığım ilk çevirilerimdir, ama onları yayımlamadım. Cibran, çeviri eğitimindeki ilk öğretmenimdir.
Arapça öğretimi
Türk okullarında Arapça öğretim programlarını hazırlayan komisyonun başkanıydınız. Hangi sınıflar için olduğunu öğrenebilir miyiz? Arapça hangi okullarda okutuluyor?
Bu konuda eş-Şarku’l-Evsat için Nisan 2012’de, yani 12 yıl önce, benimle bir söyleşi yaptığınızı hatırlıyorum. Şimdi yine aynı konuyu konuşuyorsunuz. Arapça bütün kademelerde okutuluyor; okullar iki gruba ayrılıyor: normal okullar ve imam hatip okulları. Normal okullarda Arapça haftada iki saatlik seçmeli ders olarak okutuluyor; 515 bin öğrencinin okuduğu imam hatip okullarında ise Arapça zorunlu ve sınıfa ve alana göre haftada iki ila dört saat arasında değişiyor. Türk üniversiteleri ise Arapçayı üç düzeyde okutuyor: Arap dili ve edebiyatı bölümleri, Arapça öğretmenliği bölümleri ve mütercim-tercümanlık bölümleri.
Programların hazırlanmasından bu yana geçen 12 yılda ne değişti?
Pek çok şey; ama umduğum düzeyde değil. Eğitim politikaları bakanlar değiştikçe değişiyor; bu da hazırlananların uygulanmasında, sonuçlar izlenmeden, bir tür istikrarsızlık yaratıyor. Hazırladığımız program, Diller İçin Avrupa Ortak Başvuru Metni’ne göre hazırlanmış ilk programdı; ama ne yazık ki bu programa uygun ders kitapları hazırlanmadı; ardından programlar belki dört kez değiştirildi ve başarıları bilimsel yöntemlerle izlenmedi. Türkiye’deki sorun, öğretim planlarını belirleyen karar vericilerin Arapçaya genel olarak bir din dili ve İslami ilimleri anlamanın bir aracı olarak bakmaları. Bence bu yaklaşım, Arapçanın bir medeniyet ve edebiyat dili, bu dili konuşan bir halkın dili olarak öğretilmesinin önünde bir engel. Önce genel amaçlarla öğretilmesine öncelik verilmeli, ardından dinî, turistik, sağlık, ticari vb. özel amaçlara geçilmeli.
Ne gibi güçlüklerle karşılaştınız? Özellikle de Arap olmayanların şikâyeti, anadili Arapça olmayanlara Arapça öğretmenin yöntemlerinin bulunmaması. Sizin de Arapça öğretimine dair birçok kitabınız var.
İki şeyden yoksunuz: öğretmen eğitimi ve dört beceriyi modern iletişimsel yöntemlerle bütünleştiren profesyonel ders kitabı dizileri. Kral Selman Arap Dili Uluslararası Akademisi, Abu Dabi Arap Dili Merkezi ve Türkiye de dahil pek çok ülkedeki sivil eğitim merkezleri gibi Arap kurumlarının Arapça öğretmenlerini yetiştirmeye yönelik girişimleri var; ama bunların sistemli ve sürekli olması gerekiyor. Ders kitabı dizilerine gelince, bunlar iletişimsel yöntemlerle öğretim, Arap kültürünün öğretimi, ammiyenin programlara katılmasının düşünülmesi ve konuşma becerisi gibi meseleleri dikkate alan kurumsal bir çaba gerektiriyor; öğrenci en azından Arap sokağıyla iletişim kurabilsin. Kat etmemiz gereken uzun mesafeler var; ama iyimserim, çünkü maddi ve insani imkânlar Arap dünyasında ve dışında mevcut.
İlk yayımlandığı yer: Sevsen el-Ebtah, «Mehmet Hakkı Suçin: el-Mutenebbi’yi büyük bir dünya şairi olarak sunmak istedim», eş-Şarku’l-Evsat (Asharq Al-Awsat), 2 Nisan 2024. Bu site için Arapçadan Türkçeye çevrilmiştir.