Dolgusuz Edebiyat

“Shibli’nin yüz sayfayı bulmayan Küçük Bir Ayrıntı romanını bir yıl arayla iki kez, önce İngilizce çevirisinden, sonra Türkçe çevirisinden okudum. İkinci okuyuşumda romanın anlattığı olay(lar)dan ziyade, Shibli’nin bu olay(lar)ı anlatırken ifrattan kaçınması, hatta yer yer tefridin eşiğinde durabilmesi üzerine düşündüm. Elisabeth Jaquette’in çevirisi gibi Mehmet Hakkı Suçin’in çevirisi de[2] okumayı zorlaştırmayan akıcı bir metin. Fakat Shibli’nin dili nasıl süzdüğünü daha iyi anlayabilmek, kelime tercihlerini takip edebilmek için bu metni Arapça aslından okuyabilmeyi isterdim.” Yasemin Çongar’ın yazısı.

Kekemenin dili ve musallat olan haritalar: Adania Shibli’den Küçük Bir Ayrıntı

“Hacmen birbiriyle eşit iki ayrı anlatıdan oluşan, Mehmet Hakkı Suçin’in muazzam çevirisiyle okuduğumuz Küçük Bir Ayrıntı’nın ilk bölümünde, 9 Ağustos 1949 günü Nakab Çölü’nde konuşlanmış bir askerî kampta dört gün içinde yaşananlar, üçüncü tekil şahıs kullanılarak, müfrezenin başındaki subay açısından anlatılır. Metin daha ilk paragraftan asıl meselesini açık eder: “Bu tepelerde fark edilebilen tek ayrıntı, eğim ve sapaklarda amaçsızca kıvrılan, kuru aptesbozan otlarıyla, tepeleri benek benek kaplayan taşların ince gölgelerinin nüfuz ettiği gevşek sınırlarıydı.” (s. 9). Alara Çakmakçı’nın yazısı.

Hepimiz oradaydık!

Adania Shibli’nin romanı ‘Küçük Bir Ayrıntı’ için inci gibi, mücevher gibi demek isterdim klişe pahasına da olsa, fakat okuduğunuzda sizi de hemen içine alacağı gibi, bir dehşet durumunu gündeliğin bir parçası olarak metne yerleştiren yapısıyla, ancak ve sadece ‘taş gibi’ diyebilirim.

İbn Tufeyl’in klasiği Hayy bin Yakzan yayımlandı

Bir yeniden ve sürekli oluş hikayesidir Hayy bin Yakzan. Akıl ile duygu, tecrübenin ipeğinde yepyeni bir evrensel maya kazanır. Bu öz daha sonra Batı düşüncesini de kolaylıkla etkileyecek, Spinoza, Leibniz, Rousseau gibi filozoflarda sürek kazanacaktır. Bu ölümsüz eser bir kez daha Arapça aslından, Mehmet Hakkı Suçin çevirisi ile bir kez daha bizi kucaklıyor. Hayy bin Yakzan, sonsuz seslenişine bir seviye daha katıyor.

el-A’şâ – Muallakasından

İslam öncesi Arap şairlerinden biri olan el-Âşâ, bugün Suudi Arabistan’ın Riyad kentine 70 km uzaklıkta olan Yemame’ye bağlı bir köyde dünyaya gelir. Şiirlerini şarkı formunda söylediği için kaynaklarda Sannâcetu’l-Arab (Arapların Simbali) olarak da anılır. Rivayetlere göre 629 yılında öldüğü tahmin edilir. Bazı rivayetlerde bu şiir “Yedi Askı” dışında kalan üç muallakadan biridir. el-A’şâ’nın muallakası ilk kez Türkçeye çevrilmiş olmaktadır.

Burcu Alkan | Askıda Şiir Var: Muallakalar

Muallakalar beyitlerden oluşan kaside formatında yazılmış şiirler. Kitaptakilerin beyit sayıları 62-103 arasında değişiyor ve her biri dönemin değerlerini ortaya koymaları açısından gayet ilginç. Yedi Askı Şiirleri’nde iki dilli (Arapça ve Türkçe) olarak yer alan muallakalardan İmruul-Kays’ınki benim özellikle hoşuma gitti. Bu tercihimde şairinin biraz serseri olması da etkili oldu elbette.

On Translating Mahmoud Darwish into Turkish

Suçin has translated four collections by Darwish into Turkish, in addition to other works from a range of eras and styles, including eleventh-century belletrist Ibn Hazm, early twentieth century Lebanese poet and writer Kahlil Gibran, and acclaimed contemporary poets Adonis and Muhammad Bennis. Suçin’s most recent translation is Darwish’s Badem Çiçekleri Gibi yahut Daha Ötesi. He answered a few questions about translating Darwish.