Mehmet Hakkı Suçin | Başka Dillerde Türk Edebiyatı

Birtakım ortak kültürleri paylaştığımız coğrafyadaki çeviri faaliyetlerine baktığımızda, altı önemli çeviri kavşağından bahsetmek mümkündür: Bağdat merkezli çeviri hareketi, Endülüs’te Toledo hareketi, Mehmet Ali Paşa dönemi, Osmanlı’da Tercüme Odası, Cumhuriyet döneminde Tercüme Bürosu ve TEDA Projesi. Geldiğimiz noktayı değerlendirmek açısından bu önemli kavşaklardan bahsetmek faydalı olacaktır.

9. ve 10. Yüzyıllarda ortaya çıkan Bağdat merkezli çeviri hareketi, önemli bir kültürel dönüşüm yaratır. Başta antik Yunan olmak üzere dönemin küresel kültürü konumundaki Fars ve Hint düşüncesi, bilimi ve kültürünün, Arapça ve Süryaniceye çevrilmesi bir taraftan antik kültürün yok olmasını önlerken diğer taraftan da İslam düşüncesinin gelişip dönüşmesine, göreceli bir özgürlük ve hoşgörü ortamının oluşmasını sağlar.  İbnu’l-Batrîk, Yuhanna bin Maseveyh, Kusta bin Luka, Huneyn bin İshak, İshak bin Huneyn, Sabit bin Kurre ve İbnu’l-Mukaffa gibi onlarca çevirmen yüzlerce eser bırakır ve İslam felsefesinin ve kelam disiplininin oluşmasına öncülük eder.

Sonraki çeviri hareketi Endülüs’te ortaya çıkar. Üç yüzyıl boyunca Arapların egemenliğinde kalan Tulaytile (Toledo), İspanyollar tarafından ele geçirildikten sonra bu şehirde Arapçadan Latinceye ve diğer yerel dillere çeviriler yapılmaya başlanır. Afrikalı Konstantin, Dominicus Gundissalinus, Gerard de Cremone, Michel Scot ve Moses ben Samuel ibn Tibbon, Arapçadan Latinceye çeviri yapan çevirmenlerden birkaçıdır. Toledo merkezli çeviri faaliyetleri diğer şehirlere de yayılır. Yahudi, hıristiyan ve müslüman çevirmenler tarafından gerçekleştirilen çeviriler hem antik Yunan’dan çevirilerin hem de Müslüman filozofların bunlara yaptığı şerhlerin kaybolmasını önler.

Mehmet Ali Paşa dönemi de çeviri açısından önemli bir kavşak olarak kabul edilebilir. Aslında daha öncesinde Napolyon’un Mısır seferi, bu dönemdeki çeviri hareketi için ilham kaynağı oluşturur. Napolyon Mısır’da yalnızca üç yıl kalmasına rağmen işgalin etkisi derin olur. Napolyon ordusunun Mısır’da bilim, kültür ve sivilleşeme alanındaki uygulamaları, Napolyon sonrası dönemde işbaşına geçen Mehmet Ali Paşa’nın da çeviriyi desteklemesine neden olur.

Mehmet Ali Paşa

Mehmet Ali Paşa için çeviri, kendi “imparatorluğunu” kurmak için askeri ve bürokratik modernizasyonun bir parçasıdır aslında. Bu nedenle onun dönemindeki Türkçe ve Arapça dil çifti arasındaki çeviri çalışmaları bürokratik, askeri yazışmalar ve yasa maddelerindeki değişikliklerle sınırlı kalır. Sonrasında Mısır’da Arapça ve Türkçe yazışmalar, Arap bürokrasisi güçlenene kadar “paralel metinler” halinde sürer. Bu dönemde daha çok Fransızcadan ve Avrupa dillerinden edebiyat dışı ürünler çevirilir. Mısır’da matbaanın kurulması, yabancı dil öğreten okulların açılması, Avrupa’dan askeri uzman transferi, yurt dışına burslu öğrenci gönderilmesi ve çeviri eğitiminin yapıldığı enstitülerin açılması çeviri faaliyetlerine ivme kazandıran önemli faktörler arasındadır.

Mehmet Ali Paşa dönemin yetiştirdiği en büyük çevirmen, Rifaa et-Tahtavi’dir. Eğitimini Ezher’de tamamlayan Tahtavi, Fransaya burslu olarak gönderilen öğrenci grubuna imamlık yapmak üzere görevlendirilir ve Paris’te geçirdiği beş yılda Fransızca öğrenir, Fransız kültürünün farklı yönlerini karşılaştırmalı olarak inceler. Tahtavi sadece 25 kitabın çevirmeni değil aynı zamanda Arap modernleşmesinin öncülerinden biri olarak da anılır.

Osmanlı dönemine baktığımızda çeviriye daha çok ticari, siyasal, diplomasi ve hukuk alanlarında ihtiyaç duyulduğu gözlemlenir. Osmanlı’nın bu tutumundan en fazla etkilenen ticaret ile uğraşan Venedikliler olduğu için kendi çevirmen ihtiyaçlarını 1551 yılında kurdukları Giovanni della Lingua [Dil Oğlanları] adındaki çeviri okulunda yetişen çevirmenler ile kapatmaya çalışırlar. Aynı amaçla 1669’da Marsilya Ticaret Odası tarafından da bir çeviri okulu kurulur. Divan edebiyatının ulusal kimlik ile örtüşmemesi, Tanzimat dönemi aydınlarını, ulusal kimliği çeviri edebiyatında aramaya yöneltir. Fransa’nın öncü kültür olarak benimsenmesiyle, özellikle Fransız yazınından çeviriler gerçekleştirilir. Bu çeviriler aracılığıyla, 19. Yüzyıla dek Osmanlı edebiyatında yer almayan roman, tiyatro ve deneme gibi türlerin tanınmasıyla, çağdaş Türk nesri de gelişim gösterir.

1832’de kurulan Tercüme Odası ve 1839’dan sonra kurulan Encümen-i Daniş çatısı altında dönemin önde gelen yazarları bir araya gelirler ve bilgi alışverişinde bulunurlar. Tercüme Odası’nda gerçekleşen bu çeviri etkinliği, kültürel ve siyasal arayışlara ışık tutar. İlgili dönemde yapılan çeviriler, yöntemsel açıdan taklit veya uyarlama şeklinde nitelendirilmektedir. Bu tür eserlerde, çevirmen, kaynak metni sadece bir ilham kaynağı olarak kullanmış ve orijinal yapıttan çoğu zaman oldukça uzaklaşmıştır. Örneğin 19. Yüzyılın ilk yarısında edebi metinler çeviren Ahmet Mithat Efendi, bir romandan bir sayfa okur ve aklında kalanları Türkçeye döker. Aynı yöntemi Ahmet Vefik Paşa Molière çevirilerinde tercih eder. Bu dönemde edebiyat çevirmenleri, Türkçeye üç türden çeviri yaparlar. Bunlar Batı şiiri, felsefe ve romandır. Dönemin bilinen çevirmenleri Yusuf Kâmil Paşa, Ahmet Vefik Paşa, Şemsettin Sami, Abdullah Cevdet, Hüseyin Cahit ve Haydar Rıfat’tır.

20. Yüzyılın ilk yarısına dek oldukça yaygın olan bu tarz çeviri tercihleri, Türkiye’de Cumhuriyet döneminin ilk yıllarında yerini daha bilinçli bir çeviri faaliyetine bırakır. Cumhuriyet döneminde hem toplumsal hem de çeviri açısından yeni yönelimler başlar. Türkiye’nin en yoğun ve verimli çeviri faaliyetleri, 1940 yılında Millî Eğitim Bakanlığına bağlı olarak kurulan Tercüme Bürosu’nda gerçekleşir. Dönemin Millî Eğitim Bakanı ve aydını Hasan Âli Yücel’in, Sebahattin Eyuboğlu ve Nurullah Ataç’ı görevlendirdiği çeviri seferberliğine birçok yazar ve çevirmen katkıda bulunur. Ağırlıklı olarak Batı’da Aydınlanmaya yol açtığı düşünülen Fransız klasik edebiyatından 210, Alman edebiyatından 90, İngiliz yazınından 65, farklı Batı dillerindeki çeviri yapıtları da dâhil edildiğinde toplamda 604 Batı eseri çevrilir. 1967 yılına gelindiğinde, aralarında doğu ve İslam klasiklerinin de olduğu 1000’den fazla eser çevirisi yayımlanmış olur.

Hasan Âli Yüce

Osmanlı döneminde gerçekleşen çeviri etkinliğinin tersine, Tercüme Bürosu çatısı altında yapılan çevirilerin, bilinçli yöntemsel tercihler çerçevesinde oluşturulduğu görülür. Taklit ve uyarlama şeklinde çeviriler kabul edilmez. Öte yandan artık kaynak dilden çeviri esas alınmaya başlar. Sadece çevirmenin az sayıda olduğu durumlarda, ikinci dilden yapılan çevirilere izin verilir. Çevrilecek yazarlar ve yapıtların seçiminin de kişisel tercihlere bağlı olmaması için, çeşitli klasik eserlere yer verilen listeler oluşturulur. Türkiye’nin bu çeviri serüveni, değişen siyasal eğilimler ile birlikte on yıl sonra yavaşlar. Tercüme Bürosu’nun bu olağanüstü çeviri etkinliğine ışık tutan Tercüme Dergisi, 1947’ye dek 42 sayı ve 7 cilt olarak yayınlanır. Bu deneyim gerek teorik gerekse uygulama bakımından sonraki dönemleri olumlu etkiler.

1940 yılında Millî Eğitim Bakanlığı şemsiyesi altında hayata geçirilen Tercüme Bürosu, dünya klasiklerinin Türkçeye çevrilmesini hedeflerken 2005 yılında bu defa Kültür Bakanlığı çatısı altında tersine bir çeviri projesi olan TEDA (Türk Edebiyatının Dışa Açılımı) başlatıldı. 16 yıldır faaliyetine devam eden projeyi aşağıda biraz daha detaylı değerlendirmeden önce Türk edebiyatından İngilizce, Almanca ve Arapçaya yapılan çevirileri çok genel hatlarıyla değerlendirmek faydalı olacaktır.

Türk Edebiyatından İngilizceye Çeviri

Tekgün ve Akbatur’un bu konudaki raporu, önemli bilgiler ve saptamalar içerir. Bu rapora göre 1940’tan önce İngilizceye yapılmış tek edebi çeviri, E.J.W. Gibb’in Divan şiirinden yaptığı çeviridir. 1940’lara kadar Halide Edip Adıvar’ın kendisinin çevirdiği Ateşten Gömlek romanı ile Reşat Nuri Güntekin’in Çalıkuşu çevrilir. Altmışlardan sonra da Yaşar Kemal ve Nâzım Hikmet çevirileri dikkat çeker.

Türk edebiyatından İngilizceye çeviriler 1980’den sonra artmaya başlar. Örneğin, doksanlı yılların sonlarında Yaşar Kemal’in 11 romanının İngilizceye çevrilmesi dikkat çeker. Bu çevirilerde yazarın eşi Thilda Kemal’in payı büyüktür. Sonraki yıllarda Orhan Pamuk’un yanı sıra Latife Tekin, Bilge Karasu, Elif Şafak gibi yazarların da çevrildiğini görmek mümkün.

2004’te Bilge Karasu’nun Göçmüş Kediler Bahçesi romanıyla, Amerikan Edebî Çevirmenler Derneği’nin çeviri ödülünü alması, yine aynı yıl Elif Şafak’ın Bit Palas’ının ve Orhan Pamuk’un Kar romanının Yabancı Kurgu Ödülü’nün kısa listesine girmesi, 2005’te TEDA Projesi’nin ilan edilmesi ve 2006’da Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü alması, yabancı editörlerin dikkatini Türk edebiyatına yöneltir. 2008’de Frankfurt Kitap Fuarı’nda Türkiye konuk ülke olarak ağırlanır. 2010’da ise İstanbul, Avrupa’nın Kültür Başkenti olarak onurlandırılır. Yine 2006’da Prof. Saliha Paker yönetiminde, Cunda edebî çeviri atölyeleri başlatılır. Bütün bu gelişmeler modern Türk edebiyatına ilgiyi artırır.

Türk Edebiyatından Almancaya Çeviri

Geçmişte Türk edebiyatından Almancaya çeviriler, birçok dilde olduğu gibi bilinen birkaç isimle sınırlıydı. Şiirde Nâzım Hikmet, mizahta Aziz Nesin ve kurguda Yaşar Kemal. Türkiye’nin çeşitli bölgelerinden işçi olarak Almanya’ya giden göçmenler yetmişli yıllardan başlamak üzere edebî eserler verdiler. Böylece Almanya’da bir “göçmen edebiyatı” oluşur. Bir yönüyle Arap edebiyatının Amerika’daki “mehcer” (göçmen) edebiyatını çağrıştırsa da bu akımın Arap edebiyatı üzerinde yarattığı etkiyi, Almanya’daki göçmen edebiyatı yapmış değildir. Buna karşın Almanca yazan Feridun Zaimoğlu, Emine Sevgi Özdamar, Yade Kara ve Esmehan Aykol gibi isimler dikkatleri bir parça Türkiye toplumuna ve onun edebi üretimine yöneltmiş olmalıdır.

Bununla birlikte, 2000’li yıllardan sonra Almanya’da Türk edebiyatına gösterilen görece ilginin arkasında başka sebepler de bulunur. 1997’de Yaşar Kemal’e verilen Alman Yayıncılar Birliği Barış Ödülü, 2005’te Orhan Pamuk’a da verilir. Bu ödülün ertesi yılı Pamuk, Nobel Edebiyat Ödülü’ne layık görülür. İki yıl sonra da Türkiye, Frankfurt Kitap Fuarı’nın Onur Konuğu olarak seçilir. Bütün bunlar Türk edebiyatının tanınmasını, ilgi görmesini sağlar.

Öte yandan Robert Bosch Kurumu tarafından desteklenen projeyle “Türkische Bibliothek” (Türkiye Kitaplığı) dizisiyle, başta modern klasikler olmak üzere Türkiye’den Alman okuyucunun bilmediği yazarların çevirilerinin yapılması da bu süreçte etkilidir.

Türkçeden Almancaya ve Almancadan Türkçeye edebî eser çevirilerini teşvik etmek üzere 2010 yılında Tarabya Çeviri Ödülü ilan edilir. Almanya Dışişleri Bakanlığı ile Türkiye Kültür Bakanlığı Çeviri Büyük Ödülü’nün, S. Fischer Vakfı ve Robert Bosch Vakfı da Çeviri Teşvik Ödülü’nün finansmanını üstlenirken Goethe Enstitüsü de ödülün organizasyonunu yürütmeye devam etmektedir.

Türk Edebiyatından Arapçaya Çeviri

Türkçeden Arapçaya yapılan edebî çeviriler çoğunlukla Tanzimat sonrası dönemde başlar. Arapçaya çevrilen isimler arasında üç eserle Abdülhak Hâmit, iki eserle Namık Kemal ve tek eserle Ziya Paşa yer alır. Nâmık Kemal’in Vatan yahut Silistre adlı oyunu 1898’de Arapçaya çevrilirken diğer eserler daha geç bir dönemde çevrilir.

Servet-ı Fünûn edebiyatından yalnızca Cenab Şehabettin’in Evrâk-ı Eyyam’ı, Arapçaya çevrilirken Fecr-i Âti’den de yalnızca Halid Rıfkı Karay’ın Yezid’in Kızı’nın çevrildiğini biliyoruz. Sonraki dönemde Mehmet Âkif Ersoy’un ünlü Sefahat’ından “Gölgeler” bölümü, Kahire’de yayımlanır.

Cumhuriyet döneminin ilk yıllarından ise Prenses Kadriye olarak bilinen Kadriye Hüseyin’den Arapçaya yapılan dört çeviri dikkat çekiyor. Bunlar biyografi ve otobiyografi tarzında yazılmış eserlerdir. Bu eserlerin Arapçaya çevrilmesinde büyük bir olasılıkla yazarın Mehmet Ali Paşa soyundan gelen Mısır aristokrasisine mensup olması rol oynamış olabilir.

Elimizdeki derleme (corpus) göre Türk edebiyatından en çok çevrilen yazarlar Aziz Nesin, Nâzım Hikmet, Orhan Pamuk, Yaşar Kemal, Orhan Kemal, Elif Şafak, Ahmet Ümit ve Okay Tiryakioğlu’dur.

Orhan Pamuk’un Nobel Edebiyat Ödülü’nü alması, aynı dönemde Türkiye’nin “çok eksenli” dış politikaya yönelmesi ve daha sonraki aşamada Türk dizilerinin Suriye diyalektiyle dublaj yapılarak Arap dünyasında rağbet görmesi, Türk edebiyatına ilgiyi artırır. Ancak Arap Baharı sonrası gelişmeler Türkiye’nin bölgeyle ilişkilerini olumsuz yönde etkiler. 2013’ten sonra her yıl yayımlanan edebi çeviriler, çift haneli rakamlardan tek haneli rakamlara indirilir. Bu süreçte Beyrut, Kahire ve Şam, Türkçeden en çok çeviri yayımlayan merkezler olur.

TEDA Projesinin Katkısı

Türk Kültür, Sanat ve Edebiyatı ile ilgili Eserlerin Türkçe Dışındaki Dillerde Yayımlanmasına Destek Projesi’nin kısa adı olan TEDA, 2005 yılında kurulur. Yönergesinde belirtildiği gibi TEDA, Türk kültür, sanat ve edebiyatının klasik ve çağdaş eserlerinin, ilgili ülkelerin tanınmış yayınevlerince Türkçe dışındaki dillere çevrilmesi, o dilin konuşulduğu ülke veya ülkelerde yayınlanması, tanıtılması ve pazarlanması esasına dayalı bir çeviri ve yayım destek projesidir. Proje, yayımlanacak olan eserlere çeviri veya baskı desteği sağlar.

TEDA’nın verilerine göre projenin başladığı 2005 yılından günümüze yaklaşık 2590 eserin çevirisi desteklenir. TEDA Projesi tarafından 2005-2020 arasında en çok desteklenen ilk on beş dil şöyledir:

 DillerÇevrilen Eser Sayısıİlk 15 İçindeki Payı (%)
1Bulgarca29911,54
2Arnavutça26010,04
3Almanca2509,65
4Arapça2359,07
5Farsça1355,21
6Makedonca1305,02
7İngilizce1234,75
8Azerice1214,67
9Boşnakça973,75
10Sırpça672,59
11İtalyanca662,55
12Fransızca632,43
13Macarca622,39
14Yunanca532,05
15Rusça511,97
İlk 15201277,68
TEDA2590100,00

Görülüğü gibi TEDA’nın desteklediği ilk on beş dil, toplam 2590 eserden 2012’sini yani %77,68’ini oluşturmaktadır. Bu diller arasında Balkan dilleri ilk sırada yer alırken Balkan dillerini, komşu coğrafyaları paylaştığımız Arapça, Farsça, Azerice, Yunanca ve Rusça takip eder. Batı dillerinden Almanca, İngilizce, İtalyanca ve Fransızca, toplam 502 (%19,38) eserle tali sıralarda yer alır. İngilizce çevirilerin Bulgarca, Arnavutça ve Makedoncadan sonra gelmesi dikkat çekicidir.

Edebî Çeviri Atölyeleri

Edebî çeviri atölyeleri usta çevirmenlerin, yeni başlayan çevirmenlerle deneyimlerini paylaştığı, herkesin birbirinden öğrendiği, ortak çabalarla çeviri ürünlerinin ortaya çıktığı platformlardır. Bir anlamda edebiyat çevirmeni yetiştirme programlarıdır. Bildiğim kadarıyla Türkiye’de kurumsal ilk çeviri atölyesi, 2006 yılında Boğaziçi Üniversitesinden Prof. Saliha Paker yönetiminde Türk Edebiyatı Çevirmenleri Cunda Atölyesi başlıyor. Atölye, Kültür Bakanlığı ile Boğaziçi, Harvard ve Koç üniversitelerinin iş birliğiyle finanse edilir. 2009’dan sonra ise Avrupa Birliği tarafından destekli “Sınırlar Boyunca Edebiyat” projesi çerçevesinde devam edilir. 2011’den sonra sırasıyla Fransızca, Almanca, Rusça, İspanyolca, Çince, Arapça, Çocuk ve İlkgençlik edebiyatı, İtalyanca, Lehçe, Ukraynaca, Boşnakça-Sırpça-Hırvatça, Korece, Farsça ve Bulgarca çeviri atölyeleri de eklenir. Ancak atölyeler 2019 yılından bu yana yapılmamaktadır.

Arapça-Türkçe çeviri alanında emek veren bir akademisyen olarak ben de 2012 yılında Arapça-Türkçe çift dilli edebi çeviri atölyesini (TÜRAPÇAT) kurdum ve atölyeyi Kahire Üniversitesinden Prof. Muhammed Heridi ile birlikte üç yıl yürüttüm. İstanbul Büyükada’da her yıl 8-10 gün süreyle gerçekleştirdiğimiz atölyeye her yıl dördü Arapçadan Türkçeye, altısı Türkçeden Arapçaya olmak üzere 10 çevirmen kabul edildi. Atölyeye profesyonel çevirmenlerin yanı sıra kariyerine bir eserle başlamış, henüz yolun başında olan çevirmenler de katıldı. Böylece farklı kuşaklardan çevirmenler buluşturularak kolektif çalışmalar ile tek tek yapılan çeviriler birlikte değerlendirildi. Eserlerinden pasajlar çevirdiğimiz yazarlar arasında Murathan Mungan, Adnan Binyazar, Hakan Günday, Orhan Veli Kanık, Hakan Günday, Hilmi Yavuz, Mustafa Kutlu, Yekta Kopan, Muzaffer İzgü, Sait Faik Abasıyanık, Vüs’at O. Bener, Ayfer Tunç, Attila İlhan, Bedri Rahmi Eyüboğlu, Ebubekir Eroğlu’nun yanısıra Arap edebiyatından öykücü, romancı ve şairler de yer aldı.

2014 yılında Büyükada’da gerçekleştirdiğimiz Arapça edebî çeviri atölyesinin katılımcıları. (Soldan sağa) Ahmet Beyatlı, Cemal Abdulgani, Ahmed Kemal, Seyid Hasan, Abdurrazzak Haccûz, Mehtab Muhammed, Mehmet Hakkı Suçin, Zafer Ceylan, Rahmi Er, Muhammed Herîdi, Sabri Hammâm, Abdussamed Yeşildağ.

2019 yılında Boğaziçi Üniversitesi bünyesinde “Çeviride Ada” temasıyla Dr. Ceyda Elgül moderatörlüğünde Büyükada’da kolektif bir çeviri atölyesi başlatılmıştır. Atölyede adalı şairlerin şiirleri ile konusu ada olan ada veya adayı metafor olarak kullanan şiirler çevrilmiştir. Ada Atölyesi Seçkisi çerçevesinde dünyanın çeşitli coğrafyalarından İngilizce, Korece, Japonca, Latince, Kürtçe ve Fransızcadan Türkçeye ve Türkçeden bu dillere şiirler çevrilmiştir. Atölyede çevrilen seçki The Punch dergisinde özel sayı olarak yayımlanmıştır. İkinci atölye 2021’de pandemi koşullarından dolayı çevrimiçi yapılmıştır. 

Sonuç Yerine

Yukarıdaki verilerden de anlaşılacağı üzere Türk edebiyatından yabancı dillere yapılan çeviriler, özellikle TEDA Projesi’nin çeviri ve yayın desteğinden sonra artmıştır. TEDA Projesi’nin verileri, Türkçeden yabancı dillere yapılan çevirilerin daha ziyade komşu, akraba ya da Türkçeyle aynı kültür havzasında yer alan dillere yapıldığını göstermektedir. Öte yandan Almancayı dışarıda tutarsak; başta İngilizce olmak üzere diğer Batı dillerine çevirinin istenen düzeyde olmadığı dikkat çekmektedir. Oysa Batı dillerinden, Türkçeye yapılan edebi çevirilerin Türkiye kitap üretiminde büyük bir yer kapladığı aşikârdır. Durumu bu noktadan değerlendirdiğimizde Türk edebiyatının, Batı dillerine çevirisinin azlığının bir dengesizlik oluşturduğunu görürüz.

Nicel olarak gerçekleşen bu artışın, nitelik olarak dünyada yankı bulduğunu söylemek de pek mümkün değildir. Dünyanın edebiyat nabzını tutan önemli dergilerde bu çevirilere ilişkin yazılara, değerlendirmelere ya da eleştirilere pek rastlamıyoruz. Bu çevirileri, önemli edebiyat ve çeviri ödüllerinin uzun ya da kısa listelerinde de göremiyoruz. Oysa komşumuz olan Arap edebiyatından eserlerin, her yıl önemli ödüllere aday gösterildiklerini, çeviri ödülleri aldıklarını, çevrilen eserler hakkında epeyce değerlendirme yazısının yazıldığını söylemek mümkündür. Dahası Batı’da sadece Arap edebiyatıyla ilgili uzmanlaşan Banipal, Arablit Quarterly gibi dergiler bulunmaktadır. Batı’da yayımlanan önemli dergiler tarafından Arap öyküsü, romanı, şiiriyle ilgili özel sayılar da hazırlanmaktadır. Aynı şeyi Türk edebiyatı için söylemek ne yazık ki pek mümkün değildir.

Türk edebiyatının global düzeyde “görünmezliğinin” ardında pek çok neden bulunmaktadır. Bunlardan bazıları eserlerle, bazıları çevirmenlerle, bazıları da yayıncılarla ilgilidir. Çevrilen eserlerle ilgili dikkate alınması gereken öncelikli husus, eserin edebi değeri ve temsil kabiliyetidir. Belki, edebi değeri düşük eserlerin fazlaca dolaşımda olması da Türk edebiyatının imajını olumsuz yönde etkilemekte, yabancı yayıncıların ve editörlerin Türk edebiyatında başka eser arayışına girmelerine engel olmaktadır. Öte yandan eserleri yayımlamak önemli bir imkân olsa da hedef okura ulaşmayan ya da en azından onu haberdar etmeyen bir çeviri faaliyetinin, global düzeyde gerekli sinerjiyi yaratması beklenmemelidir. Bu noktada eserin ya da yazarın daha önce örnek çeviri pasajlarıyla edebî dergilerde yayımlanması, yazarın tanınması için önemlidir. Bütün bunları değerlendirdiğimde İngiltere ve/ya da ABD’de yayımlanacak, Türk edebiyatı alanında uzmanlaşmış yarı akademik İngilizce bir dergiye büyük bir ihtiyaç olduğunu düşünüyorum. Böylece dünyanın her tarafından editörler Türk edebiyatındaki gelişmeleri, renkleri, temsilleri takip etme imkânı bulabilirler. Eser yayımlandıktan sonra da eser kendi kaderine terkedilmemeli, hedef ülkelerde düzenlenecek çeşitli yüz yüze ve çevrimiçi etkinliklerle tanıtılmalıdır.

Kalitenin diğer ayağını ise çevirmenler oluşturmaktadır. Nitelikli edebiyat çevirmenleri kolay yetişmez. Çoğu zaman bir eseri okutan çevirmendir. Bu noktada yurt dışındaki Türkoloji kürsülerine büyük görev düşmektedir. Zira birçok çevirmen Türkoloji bölümlerinde yetişmektedir. Burada yetişen çevirmenler ile Türkçeye çeviri yapan çevirmenleri buluşturacak etkinlikler her iki tarafın da deneyimlerini zenginleştirir. Amerikan Edebiyat Çevirmenleri Derneği’nin (ALTA), organize ettiği mentörlük programına benzer etkinlikler Türkçeden (ve Türkçeye) edebi çeviriler için de düzenlenebilir. Bu şekilde deneyimli çevirmenler, yetişmekte olan çevirmenlerle deneyimlerini paylaşma imkânı bulabilirler.

Çevirilen eserlerin, hangi yayınevleri tarafından yayımlandığı da önemlidir. İster büyük ister butik olsun belli okuyucu kitleleri olan yayınevleri seçilmelidir. Kitaplar sıkı bir editörlük mekanizmasından geçmelidir. Arapça-Türkçe edebi çeviri atölyelerinde incelediğimiz birçok çeviride dilbilgisi, imla ve üslûp düzeyinde okumanın akışını bozacak düzeyde pek çok hata tespit etmiştik. İncelediğimiz örnekler söz konusu çevirilerin herhangi bir editörlük sürecinden geçmediğini gösteriyordu. Yine atölyelerde ele aldığımız bazı önemli eserler, tabiri caizse “merdiven altı” yayınevleri tarafından yayımlanmıştı. Dahası, daha önce bu tür yayınevlerine çeviri yapmış olan çevirmenlerden ilginç “hikâyeler” dinlemiştik.

Uzun lafın kısası, Türk edebiyatının dışa açılma yolculuğunda önemli adımlar atılmış olsa da global düzeyde görünürlüğünü artırmak için daha yapacak çok şey var.

Daha Fazla Araştırma İçin Kaynakça:

Aytaç, G. (1999). “Türkiye’de Edebi Çeviri Etkinliği”, Yağcı, Ö. (Ed.) (1999), Cumhuriyet dönemi edebiyat çevirileri seçkisi içinde, (ss. 347-349). Ankara: Kültür Bakanlığı.

Bozkurt-Jobanputra, Seyhan (2021). “Bir Çeviri Hareketinin Görünür/Görünmez Özneleri: TEDA Projesi”. Ege Üniversitesi Çeviri Seminerleri, 25.04.2021.

Dino, Güzin (1999). “Sebahattin Eyuboğlu ve Türkiye’de Çeviri Hareketleri”. Yağcı, Ö. (Ed.), Cumhuriyet dönemi edebiyat çevirileri seçkisi içinde, (ss. 294-301). Ankara: Kültür Bakanlığı.

Elgül, Ceyda (2021). “Çeviride Ada/Island in Translation: Bir Ortak Çeviri Etkinliğinden Notlar”. Ege Üniversitesi Çeviri Seminerleri, 25.04.2021.

Jobanputra, Rakesh (2021). “Translating Contemporary Turkish Literature into English: A Translator’s Observations”. Ege Üniversitesi Çeviri Seminerleri, 25.04.2021.

İhsanoğlu, E. (2006). Mısır’da Türkler ve Kültürel Mirasları – Mehmet Ali Paşa’dan Günümüze Basılı Türk Kültürü Bibliyografyası ve Bir Değerlendirme, İstanbul: Research Centre for Islamic History, Art and Culture (IRCICA).

Kara, S. V. (2010). “Tarihsel Değerlendirmeler Işığında Türkiye’de Çeviri Etkinliği”, Mersin Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dergisi, 6 (1), ss. 94-101.

Karantay, S. (1999). “Tercüme bürosu. Normlar ve İşlevler”. Yağcı, Ö. (Ed.), Cumhuriyet dönemi edebiyat çevirileri seçkisi içinde, (ss. 338-344). Ankara: Kültür Bakanlığı.

Karantay, S. ve Salman, Y. (1999). “Vedat Günyol’la Söyleşi”. Yağcı, Ö. (Ed.), Cumhuriyet dönemi edebiyat çevirileri seçkisi içinde, (ss. 134-142). Ankara: Kültür Bakanlığı.

Özkırımlı, A. (1999). “Çeviri”. Yağcı, Ö. (Ed.), Cumhuriyet dönemi edebiyat çevirileri seçkisi içinde, (ss. 217-222). Ankara: Kültür Bakanlığı.

Riemann, W. (2020). “How has Turkish Literature been received in Germany? Works translated from Turkish into German in the recent years and nowadays” https://teda.ktb.gov.tr/EN-54704/how-has-turkish-literature-been-received-in-germany-wor-.html 

Suçin, M.H. (2012). Dünden Bugüne Arapçaya Çevirinin Serüveni. Ankara: Kurgan Edebiyat.

Suçin, M. H. (2012). “Turkiyâ ve Devruyhâ fî Tef’îli’t-terceme”. El-Arabiye ve’t-terceme, Yıl: 4, Sayı: 11, ss. 147-153.

Suçin, M. H. (2014). “Türkiye’de Arapça Çeviri Eğitimi ve Arapça Edebî Çeviri Atölyeleri”, Genç Tercümanlar Çalıştayı, Gençlik ve Spor Bakanlığı, Ankara, 20-21 Kasım 2014.

Suçin, M. H. (2016). “Tercemet el-Edeb et-Turkî ilâ el-Luga el-Arabiyye” [Türk Edebiyatından Arapçaya Yapılan Çeviriler], et-Terceme we İşkâliyyât el-Musâkafe-2 içinde, ss. 239-251, Doha: The Forum for Arab and International Relations.

Tekgül, D. and A. Akbatur (2013). Literary Translation from Turkish into English in the United Kingdom and Ireland, 1990-2012. Literature Across Frontiers. (https://www.lit-across-frontiers.org/wp-content/uploads/2013/03/Literary-Translation-from-Turkish-into-English-in-the-UK-and-Ireland-NEW-UPDATE-final.pdf)

Yazıcı, M. (2001). Çeviribilimine Giriş. İstanbul: Emek Matbaacılık.

Yılmaz, Simge (2021). “Alana Yakından Bakmak: TEDA Destekli Almanca Çeviriler Üzerine Eleştirel Bir Değerlendirme”. Ege Üniversitesi Çeviri Seminerleri, 25.04.2021.

Sitede Arama Yapın


Yazı Kategorileri


Mehmet Hakkı Suçin sitesinden daha fazla şey keşfedin

Okumaya devam etmek ve tüm arşive erişim kazanmak için hemen abone olun.

Okumaya Devam Edin